Bu sayının kapak dosyasında Prof. Dr. Hasan Aydın çok temel bir soruya yanıt arıyor: “İnançlar eleştirilemez midir?” İnançların eleştirilemez olduğu sıkça karşılaşılan bir tepkidir. Bu itiraz, tartışmayı sona erdiren bir ilke gibi kullanılır. Aydın makalesinde bu konuyu bütün boyutlarıyla ele alıyor. Önce inanç kavramını tartışıyor ve şu soruyu soruyor: “Bir insanın dinî, metafizik, ahlaki ya da siyasal inancını eleştirmek, onun vicdan özgürlüğüne müdahale etmek midir? Yoksa eleştiri, doğruluk iddiasında bulunan her düşüncenin doğal yazgısı mıdır?” Aydın bu sorudan yola çıkıyor ve çeşitli inanç ve inanma fiili türlerini irdeliyor. Ulaştığı sonuç şu: “Hiçbir inanç yalnızca inanç olduğu için eleştiriden bağışık sayılamaz; fakat her inanç aynı türden eleştiriye ve aynı ölçüde kamusal gerekçelendirme yükümlülüğüne tâbi değildir. İnanç gerçeklik iddiası taşıdığında epistemik, başkalarını bağlamaya yöneldiğinde normatif, kamusal kurumları etkilediğinde siyasal ve hukuki eleştirinin konusu olur. Vicdan özgürlüğü kişinin inanma, inancını değiştirme veya hiçbir inancı benimsememe hakkını korur; inanılan şeyin doğruluğunu, haklılığını ya da kamusal geçerliliğini garanti etmez.” İlahiyat eğitimi de görmüş bir felsefecinin akıl yürütmelerini ve mantıksal çıkarımlarını ilgiyle okuyacağınızı düşünüyoruz. Çünkü bu, hayatın her alanında karşılaştığımız, dahası yaptığımız bir konuşma, yazdığımız bir yazı, attığımız bir mesaj dolayısıyla tutuklanabileceğimiz bir konu.
Öne çıkan bir dosya da Hüseyin Karakuş’un “İşkencenin ABD tarihçesi (1945-2025)” başlıklı makalesi. Geçtiğimiz ay yaptığımız “ABD’nin 250. yılı” dosyamızın bir parçasıydı ama kendi başına bir bütünlüğü olduğu için bu sayıya bıraktık. ABD, 1945 sonrası her biri savaş suçlusu olan Nazi bilimcilerini devşirerek kendi bünyesine alıyor. Yani Nazi mirasını ABD devralıyor ve bu mirası geliştiriyor. CIA, son 80 yıl içinde esirler, mahkumlar ve sıradan insanlar üzerinde korkunç deneylerin yapıldığı birçok programı yürürlüğe sokuyor. Zihin kontrolü deneyleri de bunlardan biri. Bu programlar önce Latin Amerika ülkelerinde, sonra tüm dünyada uygulanıyor. Türkiye de bu işkence programlarından en fazla nasibini alan ülkelerden biri. Karakuş’un bu makalesini bir gerilim romanı okur gibi okuyacaksınız.
Bu sayıda iki bilim tarihi makalesine de dikkat çekelim: Biri Mehmet Sakınç’ın, buluşlarının değeri ölümünden yıllar sonra anlaşılmış ve “genetiğin babası” olarak adlandırılmış Mendel’in yaşamını ve çalışmalarını anlatan makalesi. Diğeri Sedat Ölçer’in, genel göreliliğin matematiksel temellerinin oluşturulmasına belirleyici katkı koymuş, dönemin önde gelen matematikçisi Emmy Noether’in yaşamını ele alan makalesi.
***
Okurlarımızın (ve elbette bizim de) canını sıkacak bir haberimiz var. Bilim ve Gelecek’in fiyatı bu sayıdan itibaren 300 TL. Nedenini tüm okurlarımız biliyor; sanırız ek açıklamalara gerek yok.
***
Temmuz ayı içinde acı haberler de aldık. Yazar, eleştirmen, sanatçı, İnsancıl dergisinin on yıllardır yayın yönetmenliğini üstlenen değerli ağabeyimiz Cengiz Gündoğdu’yu kaybettik. Hepimizin hayatına dokunmuş usta şairimiz Ahmet Telli de kaybettiğimiz bir başka değer. Sanat ve bilim topluluğunun, hepimizin başı sağ olsun; topluma yaptıkları katkılarla her zaman anılacaklar. Yakın çevremizden de bir kaybımız oldu: Arkadaşımız İnan’ın babası, idari işler sorumlumuz Deniz Karakaş’ın kayınpederi Ali Hikmet Şencan hayatını yitirdi. Arkadaşlarımıza ve Şencan ailesine baş sağlığı diliyoruz.
Dostlukla kalın…
The post Ağustos sıcağı gibi konular first appeared on Bilim ve Gelecek.